Aziz Bey Hadisesi Kitap Yorumu
- J.M.Ç.Kadoğlu
- 10 Mar
- 1 dakikada okunur

Aziz Bey Hadisesi, beni Türk dramının göğüs ağrıtan sandığına çekti ve bir süre orada tıkılı kaldım. Aziz Bey’in hüzünlü tamburunun tıngırtısı nasıl Zeki’nin meyhanesine çöktüğü gibi okuduğum saatler içinde benim de içime sızdı. Kitapta en etkilendiğim sahne kitabın ismini veren hadiseydi. Aziz Bey bütün o yaşadığı acıları bir kenara bırakabilir mor satenli kostümünü giyerek meyhaneye gider. Amacı eski o beğenilen genç adamı, kendisini, yâd etmek ama Zeki bu durumu bir küstahlık olarak algıladı. Aslında öyleydi de ama her zaman derim insana dair olan bütün hadiseler çok boyutludur tek bir köşesinden çekip bakamazsınız. Kitapta sevmediğim bir iki cümle oldu, aslında sevmememin sebebi çok güçlü cümlelerinin peşinden açıklama kaygısıyla gelmesiydi. Bir diğer sevmediğim konu ise Aziz Bey’in etrafındaki herkesin ölmesiydi. Bu sürekli saman alevi gibi umut taşıyan adamın hiçbir zaman gerçek bir ümidi yoktu. Maryam’la evlenseydi de dışarıyı arzulayacaktı, Vuslat ölmeseydi karısına olan merhameti sönecekti, babası ile konuşabilseydi de bir hafta sonra tavrından hoşlanmayacaktı. Aziz Bey’in Hadisesi romanın bu kadar ölüme ihtiyacı yoktu, babası onunla hiç barışmasaydı, Vuslat ölmeseydi de o hadise gerçekleşecekti çünkü Aziz Bey pek de uslanmaz bir adamdı, sürekli eski görkemli dönemlerine dönme arzusu taşıyordu ama yakaladığında bile ona yetmiyordu. Tabi burada Ayfer Tunç’un bize öyle bir psikoloji sunabildiği için ve bana bu düşünceyi doğurtacak kadar Aziz Bey’i kanlı canlı yarattığı için takdir etmeden geçemeyeceğim.
Ama bilmiyordu ki vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek azdır. Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz.

Yorumlar