Bayağı Guguk
Gündüz olmasını seviyorum. Çünkü gözlerim, odamdaki yatak ve duvarlardan oluşan yalnızlığın timsallerini göz ardı etmemi sağlıyor. Yalnızlığın kendisi ışığa özlemimi arttırırken gündüzler, ışığıyla yalnızlığımı karanlık köşesinde kalmaya zorluyor, beni kendine tutsak etmesini engelliyor. Penceremden gördüğüm binalar, ağaçlar, insanların sesleri, kuşların cıvıltısı, gökyüzünün maviliği ve dikkat etmek istemeyeceğiniz biçimsiz binalar… Güneş ışığı yalnızlıkla arama inen sıcak bir perde. Güneş ışığının gözlerime yansıttığı kalabalık objeler, yüreğimin sessiz odalarını dolduruyor.
Guguk kuşu olarak modern dünyaya bugünkü ziyaretimde, Columbus Sanat Müzesi'ndeki Edward Hopper (1952) Morning Sun tablosunu inceliyorum. Hopper'ın eşi Jo'dan esinlenerek resmettiği tabloda, kadının pencereden dışarı baktığını görüyorum. Kadının yüzünün yalnızca bir yanının görünmesi, bakışının anlamındaki belirsizliği artırırken içsel yalnızlığına dair vurgu niteliğinde bir izlenim uyandırıyor. Çıplak duvar ve odanın caddeden yüksekte olması da kişisel olmayan kentsel yaşamın kasvetini ve yalnızlığını yansıtıyor. Guguk kuşu olarak dikkatimi çeken, odasında yatağın üzerinde oturmuş, penceresinden dışarıya bakan kadın. Güneş ışığının etraflıca aydınlattığı bedeni ve yüzü, doğrudan aydınlık pencereye, karşılık olarak binalar ve gökyüzünün maviliği kadına geri bakıyor. Baktığı yerde, ne hissettiğini anlamamı sağlayacak belirgin bir ifade aradığım sırada ışık odayı dolduruyor ama odanın içindeki sessizliği ortadan kaldırmıyor.
Belki de Morning Sun tablosunu guguk kuşuna göre etkileyici yapan şey, güneşi, yaşam boyunca doğal bir ısı kaynağından öte, saati sınırlı fakat sahiplenici sıcak bir gövde gibi saran güç olmasıdır. Şimdiyse modern odanın penceresinden giren ışık, büyük bir tanrısal anlatıya ihtiyaç duymadan da kurtarıcı olabilir.
Benim dünyamda gündüzler benim kurtarıcım. Gündüzler sığınağım. İnsanlar farkında olmasalar bile benim gündüzleri gördüğüm evlerin çatıları aydınlığın kaynağına bakabildiğim, beni yalnızlığın girdabından kurtaran koca bir kucaklaşma niteliğinde. Her gün gördüğümüz basit, önemsiz nesneler benim etrafımda toplanıyor, henüz keşfetmediğim dünyaları gözlerimin önüne seren ilhama dönüşüyor.
Bir kuşun bir binanın çatısına konması, benimle karşılıklı oturmaya gelmiş gibi hissetiriyor. Bu sadece gündüzleri olabilecek bir olay. Gökyüzüne baktığımda hissettiğim sıcak ve rahatlatıcı bu his, bana yeryüzünde yalnız olmadığım bir dünyanın huzurunu yansıtıyor.
Modern dünyanın düşünceme görselliğiyle eşlik ettiği bugünkü ziyaretimden kendi dünyama kanat çırpıyorum. Gündüzlere sığınmak için vakit sınırlı. Karanlık bastırmadan güneş ışığının kurtarıcı elini tutmalıyım.

Muazzam bir yazı 🤍🌻
Bu deneme bana sıradan bir anı, sanatın nasıl da muhteşem bir ana dönüştürebildiğini tekrar hatırlatmış oldu.