Bir Hayatın Provasını Yapmak
Güncelleme tarihi: 27 Eki
Gözlerim, özenle düzenlenmiş bir odada, bir türlü yerini bulamayan bir şeye takılıyor. Bütün bu özen, beklenen bir karşılaşmanın çevresinde toplanıyor. Beklenen karşılaşma gerçekleşmiyor. Kapı açılmıyor. Buna rağmen hazırlığımı yineliyorum. Dikkatimi çeken, karşılaşmanın eksikliğinden çok, hazırlığın zamanla biçimini değiştirmesi. İlk halinden uzaklaşıyor, kendi devamlılığını yaratıyor. Günlerimi, henüz yaşamadığım bir başlangıcın gerekliliklerine göre düzenliyorum. Böylece, başlangıca ulaşmak için kurduğum düzen, kendi başına bir biçim kazanıyor.
Bir düşüncenin etrafında kanatlarım hareketleniyor. Görüşüm, Johanne Lykke Holm'un Strega'sındaki Olympic Otel'e açılıyor. Dokuz genç kadın, konukların gelmesini uzun bir süre bekledikleri bir otelde çalışıyor. Odalar ve hizmetler, karşılama için hazır tutuluyor. Herhangi bir otel kadar bilindik işleyişte kadınların günleri, başlangıca hazırlanmak için tekrarlanan uğraşlarla geçiyor. Konukların gelişlerinden öte, kadınların hazırlıkları, hayatlarının bir parçası haline geliyor. Tekrarların bulanıklaştırdığı bilinçleri, provanın kendisine yansıyor. Burada, Bayağı Guguk kuşunu daha fazla düşündüren, bir başlangıcın beklentisiyle sürdürülen yaşamın kendi amacını tüketerek henüz yaşanmamış olanı tanıdık kılması.
Bu tanımanın beni tekinsiz bir atmosfere çekmesinin sebebi, provamızın, bir gün yaşayacağımızı düşündüğümüz hayatın biçimini bizden önce öğrenmesi, tepkilerimizi, hislerimizi, heyecanlarımızı bilmesi ve hazırlığımızın, zamanla hayatın kendisinin yerine geçme ihtimali. İhtimalin gerçekleşmesini varsayarsak, tekrar edilen hareketler gündelik yaşantımıza yerleşiyor. Hazırlık da kendi başına bir hayat oluyor.
Zaman geçtikçe aynada birbirine benzeyen kadınların yüzleri tek bir bilincin izini taşıyor. Birbirinin izini taşıyan hareketleri, odadaki çarşafların beyazına, ütüden gelen sıcaklığa, koridorda asılı kalan narenciye kokusuna karışıyor. Salonlarda esen bir şey var, kırmızı hava. Bir yüzün çizgileri ötekine bulaşıyor, eşyalar tanıdık biçimlerini korurken başka görüntülerin içinden beliriyor.
Bir görüntü ötekine geçiyor. Günler birbirinin içine sızıyor, hazırlık kendi başlangıcını unutan bir alışkanlığa dönüşüyor. Kapıdaki silüeti tanımak zor. Aradaki çizgiler sütümsü karanlığa bulanıyor, yankı duyulmadan dağılıyor. Beklenen görülmüyor.
Belki de kaybedilen, beklerken kurduğumuz düzene alıştıkça başlangıca duyduğumuz isteğin silikleşmesidir. Tanıdık düzen, prova olmaktan çıkarak günlerimizin doğal akışına karışıyor, geriye, gerçeğinden uzaklaştıran bulanık bir silüet kalıyor. İçinden çıkmayı düşünmediğimiz bir döngüye dönüşüyor. Bugün otelde, konuklar için hazırlık sürüyor. Bir guguk kuşu için de oda hazırlanmasını umuyorum.

Bu denemeye de bayıldımmm🤎
Özellikle "Zaman geçtikçe aynada birbirine benzeyen kadınların yüzleri tek bir bilincin izini taşıyor." Bu kısım beni etkiledi 💕🪄