Sanatın Sonu - Donald Kuspit kitap yorumu ve üzerine düşünceler
- J.M.Ç.Kadoğlu
- 25 Nis
- 2 dakikada okunur
Merhabalar sevgili Dergiüstü okuyucuları, öncelikle derginin isminin Dergiüstü mü yoksa Dergi Üstü olduğuna karar veremediğimizden iki türlü de deneme yapıyorum; umarım bunu mazur görürsünüz.
Donald Kuspit'in Sanatın Sonu tam altı yıldır kütüphanede bekliyordu. Çeşitli aralıklarla ilk bölümünü okuyordum ama bitirmem şimdiye nasip oldu.
Açıkçası ben de çağdaş sanatı yüce sanatın içine dahil edemeyen gelenekselci tiplerden biriyim. O yüzden bu kitabı okurken ekstra keyif almam da cabası oldu. Kitabı okumadan önce kendime bir sanat tarihi çalışması müfredatı oluşturmuştum ama sıkıcı olmasın diye daha çok karşılaştırmalı bir şekilde ilerliyordum.

İlk hedefimde de Michelangelo'nun Davud Heykeli ile Marcel Duchamp'ın Çeşme'sini mercek altına almıştım. Michelangelo'dan çok Duchamp hakkında araştırma yapmam zuhur etmişti çünkü ben pisuvara baktığımda estetik hiçbir şey görmüyordum. Zaten amaç da tam olarak buymuş.
Duchamp, bir yandan estetik yargının kaçınılmazlığını kabul ederken öte yandan ondan kurtulmak istemektedir, çünkü estetik yargının taahhütte bulunduğu gelecek kuşaklar yaratıcılığın dolaysız öznel konumunun dışındadırlar. Bu daha çok bir bilinç meselesidir, bilinç de öznel sanat eserini toplumsal ölçüye göre şekillendirmek gibi son dönemde moda olan düşünceleri şaşmaz biçimde kullanarak sanatı geleneksel nesnel bilince uygun davranmaya zorlamaktadır. Bir sanat eserine ancak yargılayıcı olmadan yaklaşıldığı takdirde sanatçının kişiliği, yaratıcılığı ve bu ikisinin ilişkisi açığa çıkmaya başlar. Duchamp daha da ileri gider: Sanat eserinin hiçbir estetik çekiciliği olmamalıdır. Sanatçı, gelecek nesillerin kendisini alkışlaması adına kendini kısıtlamamalıdır. Zevkli olmaya çalışmamalıdır, çünkü zevk daima değişir. İyi olmaya da çalışmamalıdır, yalnızca var olmaya çalışmalıdır.
Duchamp'ın bu yargısına sert eleştiriyle karşılık verenlerden biri de Donald Kuspit'tir. Kitabında, yalnızca var olmanın sanat için yeterli olduğu görüşüne, o zaman neden sanat eserlerimizi müzelerimizin arkeoloji kısmına taşımıyoruz; bu bağlamda sadece bir kültür ürününden ibaret olacaklar, diye karşı çıkar.
Duchamp'ın Çeşme'sini yalnızca kendi gözümle değil, estetik algısı doğal olarak var olan çocuklara sorarak genişletmek istedim. Davud Heykeli, cinsel organ dışında çocuklara ilginç gelirken Çeşme'nin hiçbir albenisi yoktu.
Onun kavramsallığının ardında, insana en iğrenç gelecek, en beğenilme olasılığının düşük olduğu pisuvarı seçerek döneme bir başkaldırıda bulunur. Tarih bilir ki doğru ya da yanlış, başkaldırı sanat dünyasında pek sevilir ve ilkten eleştiriye tutulsa da sonunda dahiyane bir sanat eseri olarak kabul görmeye meyillidir. Donald Kuspit, hatta Andy Warhol ve Marcel Duchamp'ın bölünmüş kişiliklerini vurgular ve George Segal'ın Allan Kaprow'u betimlediği gibi:
"yüksek sanatı yok etmeye çalışsa da ona ulaşma hırsıyla yanıp tutuşan” bir kişilik olmalıdır. Ancak bu sayede anlam, değer ve statü değişikliğinin işe yaramasını ve bağlayıcılığını korumasını sağlayabilir.
Rönesans sanatçıları dini figürleri yüksek tekniklerle birleştirip şu anda sanat dediğimiz her şeyin öncüsü olurken çağdaş sanatçıların sanatın kutsiyetini yıkma teşebbüsünün alkışlanması bile benden bu takdiri almayacak. Biliyorum, kimsenin benim takdirimi de beklediği yok. Yan yatmış bir pisuvardan anlam arama yolculuğu, sifonun çekilmesiyle bizi kanalizasyonun derinliklerine götürüyor ve sandığımız gibi burada bizi Duchamp karşılamıyor. Duchamp'ın pisuvarının, sahne önüne koyarken verdiği lojistik emekten dolayı müzelere konulması, Donald Kuspit'in de dediği gibi Sanatın Sonu'dur.

Yorumlar